Ayşe DÖNMEZ
– Abana’ya giderken sisler içindeki küre dağlarıyla karşılaşıyoruz.
Aralarda gözüken bahar çiçeklerine bürünmüş ağaçlar, çamların altında
sarıları morları giymiş çiçek öbekleri, ormana renk katarken, sis
huzmeleri tepelerden-vadilerden-ağaçların arasından dans ederek
süzülüyor.
Sonunda ormanın
arasından zigzaglar çizerek uzanan yol bizi Abana’ya ulaştırdı. Abana
sırtını kestane-çam-meşe ağaçları, fundalık ve çalılıklarla örtülü
yemyeşil bir tepeye yaslamış, önünde sonsuz derin mavilikte Karadenize
bakıyor ve ilçe uzanıp gidiyor sahil boyunca. Bir ucu tarihi
Hacıveli’ye diğer ucu ise İlişi’ye dayanıyor.
Gezmeye evlerin
arkasındaki küçük patikadan Bakacık Tepesi’ne doğru yürüyerek
başlıyoruz. Sık bitki örtüsü, ağaçlar, rengarenk çiçekler ve
fundalıklar arasından Karadeniz manzarasını seyrederek hem
tırmanıyor, hem de fotoğraf çekiyoruz. Tepeye ulaşıyoruz, Devlet
Hastanesi İlçe’nin en güzel noktalarından biri olan tepenin başında
kurulmuş. Hem hastalar ve hem de doktorlar çok şanslı diye düşünüyoruz.
Buradan manzara çok hoş tabi, önde Karadeniz kıpır kıpır ederken,
arkada yemyeşil vadiler, yamaçlarda yeşillikler arasında gözüken
sevimli evler.
Bahar güneşinin sıcaklığını hissederken bedenimizde, ruhumuzdan şairlerin lirik mısraları akıp gidiyor.
Baharı beklerken yazılmış şiir
Ahmet Hamdi Tanpınar, baharı şöyle hissetmiş;
…..
O günü görmek için sade bekleyeceğiz,
Göreceğiz bir sabah yeşil tomurcukları.
Hazırlanıyor gibi, gökyüzü, ufuk, deniz,
Bir sabah dökülecek baharların baharı.
…..
Bu kez tepenin
arkasındaki yoldan yürüyerek İlçe’nin henüz kentleşmemiş doğal
bölgesine doğru ilerliyoruz. Bir teyze, saksıda yetiştirdiği
çileklerden yememizi istiyor ısrarla, kıramıyoruz bu doğal çilekleri
yiyoruz afiyetle. “Yazın meyveler olduğunda yine gelin, koparıp yiyin”
diyor teyze, bütün sıcaklığı ve samimiyetiyle. Fındık ve meyve
ağaçları, yeşillikler içindeki bahçelerin arasındaki tarihi evlere
doğru ilerliyoruz, bazıları orijinal haliyle restore edilmiş, bazıları
eski halleriyle ayakta kalmaya çalışıyor. Evlerde oturanlar içten ve
sıcak bir şekilde karşılıyor bizleri, 5 dakikada masa tepsi ekmekleri,
kurabiyeler ve ayranla donatılarak ikram ediliyor.
Bahçelerin-eski
evlerin kıyısından yürüyerek Harmasun’a ulaşıyoruz. Bir dere akıyor
yeşillikler arasında. Sıra Abana’nın en eski yerleşim yerlerinden olan
Hacıveli’ye geldi. Burası güzel kumsalı olan bir koy. Koy’un bir ucunda
ilginç görünümüyle kayalıklar yer alıyor. Kayalıklara oturup denizi
seyrediyoruz, sonra arkadaki tepede yer alan tarihi İlköğretim Okulu’na
çıkıyoruz. Tarihi okul binası restore edilerek otantik bir lokantaya
dönüştürülmüş. Hem bina, hem de bahçesi çok güzel düzenlenmiş; ahşap
masa ve sandalyeler, ağaçların arasında kurulmuş hamaklar, su kuyusu,
ortalıkta salınan sevimli ördekler..
Arkası orman ve
kanyonla süslü bu tepenin önündeki manzara da muhteşem. Kayalıklar ve
koy görünüyor bir tarafta, Karadeniz ağaçların arasında maviliklere
bürünmüş öbür tarafta. Günbatımını seyrediyoruz uzun uzun, güneş
ağaçların arasından kıpkızıl ışıltılarla Karadeniz’e gömülüyor yavaş
yavaş. Tazecik hamsi ve mezgit tavayı salata eşliğinde yiyoruz
afiyetle. Yemeklerin yanı sıra hizmet de birinci sınıf doğrusu,
profesyonel bir çalışma var baştan-sona..
Abana’da bulunduğumuz
sürede o yöreye has, etli ekmeği, bazlamaçı tattık. Turistleri uyarmak
lazım, çok lezzetli olan yöresel tatları aman fazla kaçırmayın, sonra
kilo alırsınız!
Abana gezisine
Hacıveli bölgesi damgasını vuruyor bence, en güzel yeri bu bölgenin.
Koyu, kumsalı, kayalıkları, günbatımı, güzel mahallesi, tabi ki
Lokantası ile… Sahil boyunca küçük bir liman, çay bahçeleri,
yeşillikler içinde şirin kafeleriyle hoş bir kent olan Abana’nın,
tarihsel ve doğal dokusu korunup güzelleştirelebilir, sahil kesimine
çevre düzenlemeleri yapılabilirse eğer, turizm sektöründen hak ettiği
payı alabilir.
Mayıs 2007
En Çok Okunan Konular
Alaçatı: Taş evlerin süslü güzelliği
Ege'nin en güzel 10 kasabası
Dünyanın en egzotik plajları
Demet Akalın üstsüz yakalandı
En tehlikeli hayvanlar
En ilginç mezarlık